NASIL AŞIK OLURUZ?
Tüm bilinenlerin aksine aşkın kalple değil, akılla ilgisi vardır. Beynimizin kimyasal yapısı ve hormonlarımız aşkın yapı taşlarıdır. Aşk, herkesin hissetmeye çalıştığı ama çoğunlukla beyin hücrelerimizin ve hormonlarımızın etkileşimlerinden oluşan karmaşık bir duygudur. Bu iki yapının etkileşimiyle aşık ortaya çıkar. Aşk, zamanla cinsellik içgüdülerimizden daha sürdürülebilir bir duygusal ilişkiye evrilmiştir.
Öncelikle belirtmeliyim ki aşk fiziksel çekimle başlar. Önce fiziksel olarak birine ilgi duymalı, onu yeterli bir eş olarak görmeliyiz. Bu, önce fiziksel çekim, ardından zihne/kişiliğe yönelik çekim yoluyla gerçekleşir. Bu çekim dopamini devreye sokar ve bizi heyecanlandırır .İlk çekimi hissettikten sonra, o kişinin yanında olduğumuzda heyecanlanmaya başlarız ve beynimiz de cinsel istekle ilgili olan testosteronu serbest bırakmaya başlar.
Böylece heyecanlanır ve mutlu oluruz, ayrıca o kişi tarafından cinsel olarak uyarılmaya başlarız. Bu kişiyle etkileşim ve çekim devam ederse, norepinefrin devreye girer. Bunlar bizi uyanık hissettirir ve o kişiye daha fazla dikkat etmemizi sağlar, onları düşünerek uykumuz kaçmaya başlayabilir veya her ayrıntıyı hatırlayabiliriz. Sonra beynin hipotalamusu, yani ödül sistemimiz devreye girer. O kişiyle etkileşime girdiğimizde kendimizi ödüllendirilmiş hissederiz, bir konuşma ya da elimize bir dokunuş bile sevgiden keyif almamıza neden olur, bu da bizi daha fazla bağlantı ve ardından bağlılık için çabalamamıza neden olur.
Bir kişiye karşı duygularımızı anlayabilmemiz için beynimizin gelişimini tamamlaması gerekir. Aşk karmaşıktır çünkü zihnimizden ve bedenimizden birçok şey geçer, tepkilerimizi doğru tanımlayabilmeli ve arzudan çok sevgi duygusunu anlayacak kadar olgun olmalıyız. Sonuç olarak aşk, belirli koşulların, birine karşı düşüncelerimizin ve beyin hücreleri sayesinde hissedebildiğimiz fiziksel çekiciliğin yarattığı bir duygudur.
Uzman Psikoojik Danışman & Özel Eğitim Uzmanı
Davut KILINÇ